29 Ekim 2014 Çarşamba

Bir Buzağının Anatomisi...



Pek kıymetli sayın Başbakan çıkıp -kimse bize Irak'ı anlatmasın Suriye'yi anlatmasın biz binlerce yıldır bu coğrafyadayız yabancılar bu coğrafyayı bilmez- basitliğinde beylik laflar ede dursun
ABD ve AB, İŞİD denen ne idüğü belirsiz örgütü hava operasyonları ile bitiremeyeceğini görecek, Esed'in 8-10 hafta da gitmeyeceğini anlayacak ve Esed giderse yüzlerce farklı fraksiyonu içerisinde barındıran Özgür Suriye Ordusu ile daha belirsiz bir sürece girebileceklerini görecek kadar bölgeye hakimler,

Bu ne ABD ne Batı goygoyculuğu ne Türkiye düşmanlığı, aklı selim her kişinin göreceği basit bir gerçek, heriflerin sürekli haklı ve kazançlı çıkmasının tek nedeni  yüz yıldır aynı, Doğru seçilmiş elemanlar tarafından aracısız, kaynaktan gelen Saf bilgi,

Arapça bizde Diyanet İşleri gibi son derece gereksiz bir bakanlığın insafına kalmış bir dil, Kürtçe bilen akademisyen parmakla gösterilir, Ermenice konusuna hiç girmiyorum. 
Kalemlerinin mürekkebi örtülü ödenek ve havuzdan doldurulan E-5 üniversitelerinin akademisyenleri olaylar yada krizler çıkmadan ön görüler yapmaktan ziyade, Krizler çıktıktan sonra "ya bakın aslında şöyle oldu" diye sahiplerini savunmak için satın alınmış piyon gazetecilerden sonraki cephe olarak konumlandırılmış durumda.

İŞİD ile yatıp PYD ile kalkıyoruz, Çözüm süreci ile kahvaltı yapıp, Suriye ile akşam yemeği yiyoruz ve hiçbirini düzgün yönetemiyor her gün bir yenilgi yaşıyor dün dediğimizi ertesi gün ağzımıza tıkıyorlar...bundan sonra söyleyeceğim şeye şaşırabilirsiniz ama hiçbir iktidar hiçbir parti bu kadar kötü kararları bilerek alamaz, çünkü bilerek bu kadar hata yapılmaz. Aylardır kör uçuşu yapmamızın tek nedeni Bilgisizliktir yada İhanet başka açıklaması yok. AKP denen Rant partisini ülkenin belası olarak görmekle beraber bilinçli bir ihanet içerisinde olduklarını düşünmüyorum, Yiğit Bulut'un baş ekonomik danışman, Abdulkadir Selfie'nin kıdemli gazeteci olduğu, Akçura'dan Davutoğlu'na goygoylu makalesi ile yükselişe geçen tekmeleriyle tanıdığımız Yusuf Yerkel'lerin çerçevelediği Kartal yada Kadıköy İmam Hatip'li olmanın kariyer basamaklarını çıkmakta en önemli etken olduğu, muhalif tek bir düşünce kırıntısına dahi tahammülü olmayan bu daireden olayları her açıdan değerlendirecek  diyalektik bir yöntem beklemek hata olur.

Kendilerine yakın ve güvenilecek insanları etraflarına toplamalarına tek sözüm yok, benim idrak etmekte zorlandığım nokta kendilerine bu Coğrafyaya huzur getirecek seçilmiş insanlar misyonu gibi devasa bir rol biçenlerin bunu gerçekleştirecek kadroların çapsızlığını görmemek için kafalarını kuma gömmeleridir.

Andrey Platanov Afrodit öyküsünde; 
"Partimiz insanoğlunun muhafız alayıdır, sende muhafızsın ! Parti mesut buzağılar değil büyük savaş ve devrimler çağı için kahramanlar yetiştirir."
der, şimdi benim diyen AKP'li çıkıp elini vicdanına koyup bana şunu söylesin, Hanginizin çocuğu, yeğeni, partilisi, arkadaşı ve hatta kendisi dilinizden düşürmediğiniz o vatan millet sevdası için çok uzaklara değil Artvin'e gideceksin deseler gider ? Hanginiz o rahat parti ve daire rahatını bırakıp Diyarbakır'a gitme cesaretini gösterir? Oğlunuz kısa dönem askerlik için Sivas'ın ötesine geçtiğinde eliniz ayağınıza dolaşıp aramadığınız yer kalmıyorken Ben söyleyeyim hiçbiriniz partiniz için rahatınızı, kariyerinizi ve maaşlarınızı bırakmazsınız.
13 yıllık dönemde AKP Mesut buzağılar dışında hiçbir şey yetiştirememiştir ve hatta ileri gidiyorum İnşaat dışında üretebildiği tek şey bu mesut buzağılardır ve üretim durmaksızın devam ediyor

Ve çok merak ettiğim bir nokta sizin buzağıların maaşlarını o "paralel" cemaatin Moritanya'da ki öğretmenin maaşının 5, darbeci diye ordudan atılmaları için imza attığınız ayın sonunu getiremeyen askerlerin yarısı, Türkçe bilmeyip Hakkari'de koruculuk yapan 22 yaşındaki Beşir'in 2 katı yapsak hala sizin yanınızda olacaklar mı ? Müteahhitliğin Mücahitlikten daha kazançlı olduğunu gören yandaşlarınızın ihalelerini kessek mesela, Eğitim Vakfınıza gönüllü yardımlar devam edecek mi...

Ortada bir paralel sorunu olduğu konusunda hemfikiriz, Gidişatın harika olduğu ve bunu sadece AKP'lilerin gördüğü mutlu mesut yandaşlarla çevrili Paralel bir Evren yarattınız kendinize, Tıpkı ilk dönem Kemalistleri tıpkı Bir dönemin Rütbelileri ve Bürokratları gibi...

Yoksa hiç bir akıl hiç sağlıklı bünye Davutoğlu'nun AKP gençlik Kolları yemeğinde sarf ettiği şu cümleleri kuramaz


"Gazzeli o bombardımandan kaçarken Arakanlı kardeşlerini düşünüyor. İşte bilinç bu, işte şuur bu..."

Oradan çıkıp kimse demiyor ki yahu çoluk çocuk demeden ölüyorlar ne Arakan'ı ne Şuur'u diye çünkü Paralel bir evrende olmayan bir gerçeklikte yaşıyorsunuz ve o dairenin içinde bunu size söyleyecek, uyaracak hiç kimse yok, hepsini ya düşman ya deli ilan edip gönderdiniz şimdi At pazarında nargile tüttürüp, Nolacak bu Avrupa'nın hali sohbetleri ediyor, Dünya liderinizi BM Genel kurulunda Photoshopla doldurulmuş koltuklara haykırtıyorsunuz.

Haplanmış tipler gibi İsrail konsolosluğuna yumurta atarak tatmin olan bir nesil koşuyor arkanızdan ama tüm ticari ilişkiler bir yana 2010 yılından bu yana Türkiye'nin İsrail'e 11 milyon dolarlık harp silahı ve mühimmatı ihraç ettiği için hesap sormuyor kimse size,


MKE’nin 3 Eylül 2013 Deniz Ticaret Odası’na yazdığı yazıda 1 adet 20’lik ve 1 adet 40’lık konteynır içinde 6 kalemde 31 bin 508 adet 120 mm tank mühimmatı parçasının taşınacağını ve bu nedenle ihale açtığını belirtti. Oysa Mavi Marmara’dan sonra İsrail ile olan silah alım anlaşmalarının askıya alındığı söylenmiş, Milli Savunma Sanayii Müsteşarlığı Nisan 2011’de “Artık İsrail’den silah almıyoruz” açıklamasını yapmıştı. Oysa İsrail Yabancı Savunma Daire Başkanı Tuğgeneral Shemaya Avieli de kısa süre önce şöyle diyordu: “Türkiye’ye yapılan silah ihracatı hiçbir zaman durmadığı gibi, İsrail devletinin çıkarları korunarak devam etmektedir. Rakamlara bakılırsa Türkiye’ye yapılan silah ihracatı hiçbir zaman sıfır olmamıştır. Türkiye’den yeni alışveriş talepleri var, bunları inceliyoruz.” 


Oysa ; Ebu Hanife’ye göre savaş halinde olanlara silah üretiminde kullanılacak malzeme satmak haramdır; 

Nereden tutsak elde kalıyorsunuz, belki 5 sene belki 10 sene sonra Gün gelecek tıpkı ANAP gibi yok olup gideceksiniz ve yok olup giderken yetiştirdiğiniz buzağıların bir başkasının öküzü olarak görev yaptığının canlı şahidi olacaksınız çünkü şuan sizin etrafınıza doluşan  öküzler başkalarının buzağılarıydı...
Rahata alışan onu bırakmaz, seni bırakır...




Pinokyo !


28 Ekim 2014 Salı

Beş İnsan Ömrü


"


Bilmezlikten değil, 
Fukaralıktan 
Pasaporta ısınmamış içimiz 
Budur katlimize sebep suçumuz, 
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
Kaçakçıya 
Soyguncuya 
Hayına..























Babamın cezaevinden çıktığım gün "oğlum git buradan" sözünü ikiletmemek için  bindiğim o Bulgaristan plakalı tır üsküdar'dan RO-RO ya girdiği an anlamıştım aslında ama salaklığa vurmuştum.
Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
Cennet yapabilmek için seni,
Fedayı kabul etmektir,
Yoksul ve namuslu halka.
Ol kara sevda.
Bu'dur ol hikayet,

Bilmem ne tarihinde ve ne şekilde yurt dışına çıktığımı biliyor buna rağmen racona uygun olsun diye yanlış adreslerde arıyorsunuz ömrümü, okusam dahi anlamayacağım şeyler gönderiyorsunuz, boşuna harcamayın şu paraları. günahtır. isteyenin bir yüzü kara vermeyenin iki yüzü kara hesabı,Bir tanesini verdim yetmedi şimdi duydum ki 5 insan ömrü istemişsiniz benden, oysa o zamanlar sorduğunuzda da söylemiştim ne yaptım vallahi bilmiyorum ama yine olsa yine yaparım diye, fikrim değişmedi.
bizde salaklık baki.

Vurun ulan, 
Vurun, 
Ben kolay ölmem. 
Ocakta küllenmiş közüm, 
Karnımda sözüm var 
Haldan bilene.

ama itiraf edeyim, ne yaparlarsa yapsınlar umrumda değil dedim durdum ya senelerce kazın ayağı öyle değilmiş tansiyonum düştü sesim kesildi yutkunamadım. vay anam vay dedim üç gündür sadece Ahmet Arif ve alkolümde kan dolaşıyor.

Vurulmuşum 
Düşüm, gecelerden kara 
Bir hayra yoranım çıkmaz 
Canım alırlar ecelsiz 
Sığdıramam kitaplara 
Şifre buyurmuş bir paşa 
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
Rivayet sanılır belki 
Gül memeler değil 
Domdom kurşunu 
Paramparça ağzımdaki...

Salih D.
"
Ahmet Arif :33 Kurşun 
Ahmet Arif : Vay Kurban 

22 Ekim 2014 Çarşamba

Durun ! Siz aslında kardeşsiniz !


Türkler Mustafa Kemal'e "Ulu Önder" diyerek onu Putlaştırıyor diyen Kürt milliyetçileri İmralı'yı "Önderlik" diyerek kutsuyor, Bunların her ikisine de laf eden dönemin Haricileri  Kefen giyerek "Reislerini" karşılıyor...

Diğer tarafta ise birileri boşuna Bilge Kral olmuyor...

"

Hz. Muhammed (s.a.v) kendisi hata yapan kimse idi ve böylece ikaz edilmiştir (Kur'an Abese 1-12) Bu bakımdan Kur'an ı Kerim gerçekçi,  adeta kahraman karşıtı bir kitaptır.  Bu gün ve geçmişte, Doğu'da olduğu kadar Batı'da da sık sık görülen şahsın yüceltilmesi  hadisesi İslam'a kesinlikle yabancıdır. Çünkü bu bir çeşit Putçuluktur.

...

Bir Müslümanın adı ne olursa olsun ! herhangi bir kral ve hükümdarı, bir milliyeti, partiyi yüceltmek ve ona benzer bir şey uğruna kendini feda etmesi düşünülemez.
Zira en güçlü İslami bilinçaltı düşüncesine göre o (yani Müslüman) burada, bir çeşit putperestlik ve Allahsızlık fark eder. Müslüman ancak Allah adıyla ve İslam'ın yücelmesi adına ölebilir yada savaş alanından kaçabilir...

Aliya İzzetbegovic
"

18 Ekim 2014 Cumartesi

Siyaset 2



17- 25 Aralık sürecinde telefon dinlemeleri hakkında :

"Beni dinlemişler, ailemi dinlemişler, oğlumu kızımı dinlemişler. Yasal değil.
 Bir Müslüman bir Müslümanı dinleyebilir mi gözetleyebilir mi?
 Bizim dinimizde böyle bir şey var mı?


Cumhurbaşkanı olduktan sonra

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu toplantısında yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla yürütülen 17-25 Aralık soruşturmaları sürecinde internete düşen ve Fethullah Gülen'e ait olduğu belirtilen ses kayıtlarına da gönderme yaptı. Erdoğan, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve Onursal Başkanı Rahmi Koç'un da ön sırada dinlediği konuşmasında, Gülen'in konuşmasında geçen Uganda'daki rafineri için Koç grubuna teklif götürülmesi, ananas ve tespih hediye edilmesi ifadeleri üzerinden "Ananas meselesinde, tespih meselesinde kimse ağzını açmadı" dedi.

--o--
Paralel'den Önce : 

(Deniz Baykal'ın CHP genel başkanlığından olmasına neden olan kaset skandalı hakkında)
Kastamonu Mitingi;

"Genel başkanlıktan gitti ama şimdi yine milletvekili adayı ama ne dediler  

    hala bu medya hala bu siyasiler bunun için ne diyorlar biliyor musun ? 
      böyle bir hareket için; insanın özeline karışıyorlar diyor, 
         yav kendi eşiyle mi birşey oluyor da özeli oluyor ? 
            kendi eşiyle değil ya buna nasıl kendi özeli dersin ?
                  bu özel değil özel değil, bu genel genel"

Paralel'den Sonra ;


(Deniz Baykal'ın CHP genel başkanlığından olmasına neden olan kaset skandalı hakkında) 

"Kardeşlerim, Sayın Baykal ile ilgili o çirkin görüntüleri sergileyen de bu yapıydı ! bu yapıydı."


--o--

Paralel'den Önce : 

(MHP'li bazı millet vekillerinin gizli çekilmiş görüntüleri Deniz Baykal gibi piyasaya sürülmesi hakkında)

-Son zamanlarda sayın Bahçeli çıkmış AKP iktidarı insanların özeline giriyor diyor ya böyle özel olur mu Allah aşkına ?


Paralel'den Sonra :
(MHP'li bazı millet vekillerinin gizli çekilmiş görüntüleri Deniz Baykal gibi piyasaya sürülmesi hakkında)


"Bahçelinin yanındaki kişiler içinde bunlar yayınlandı, bunları biz engelledik biz durdurduk işte bu Paralel yapıydı bunları yayınlayan..."


--o--

Paralalden Önce : 


Bakınız çok enteresan BDP nin ilgililerinden bir tanesi açıklama yapıyor ses kayıtlar öyle zannediyorum ki bugün yarın yayınlanabilir...


Paralalden Sonra :


....


Recep Tayyip Erdoğan

Direniş ? Serhildan ?

Tutarsızlık bu toprakların kaderi.

12 ağaç yüzünden olmadığını bildiğimiz, Faiz Lobisi yada 3. Havaalanına karşı olan Almanya ile alakası olmayan "Benim baş örtülü bacımı üzeri çıplak elleri eldivenli" tiplerin saçından tutup süreklemediği ve Polislerin "Gizem'in üzerinden TOMA ile geçmediği" yada Polislerin genç direnişçilere karakolda "Tecavüz" etmediği güzel başlayıp boktan biten başlatanlardan ziyade bitirenlerin konuşulduğu bolca kullanılmış herkes tarafından sömürülmüş bir Gezi parkı süreci yaşadık. Öyle yada böyle, beklemediğimiz ve beklediğimiz süreçler sonrası ortam sakinleşti şimdi eline akbil versen Taksim'e tek başına gidemeyecek ergenler "Taksim Direnişi" sırasında verdiği mücadele ile ilgili tweet atıyor oysa o kadar tweet atanın yarısı sokağa inmiş olsa ne AKP kalırdı ne Devlet ve Sosyalist bir ülke  olup çıkmıştık.

Orada bulunan hiç kimse ile belediye otobüsleri dışında aynı ortamda olmak istemem ancak "ilk 15 gün bizde destekledik hacı"  modunda olmasa bile Polis'in gereksiz sert tavrına "ulan ne gerek var" diyerek karşı çıktım (ayrıca onlar bir hafta dayanamazlar bu ülkede birşey elde etmek istiyorsan mücadele süresi 30 seneden başlar, kendisini ülkenin doğal sahibi sanan kemalist ve rakı masası solcuları ve onların biracı ergenlerinin götü bunu yemez" diye ekledim bir ay sürdü, belki de tek yanıldığım nokta buydu) Sabah oldu akşam oldu gerekirse başından sonuna kadar nasıl yönetilemeyen bir süreç olduğunu tek tek olay olay sonra konuşuruz benim derdim başka;


Bu olayı geride bırakıp bugüne gelelim,

işid in Kürtlerin Stalingrad'ı olan Kobani'ye saldırmasıyla birlikte pkk, kck ve İmralı, Kobani'nin düşmesi halinde stratejik olarak değil psikolojik bir yıkımın başlayacağını görerek (Y. Akdoğan'a soracak olsak buna da stratejik olarak olayları doğru değerlendiriyorlar der mi acaba) kitlelerini ayağa kaldıracak bir hamlede bulunarak dağdan şehre inmiş unsurlarına ve HDP üzerinden sempatizanlarına o çok bildiğimiz içi boş dışı süslü devrimci jargonu ile  "Serhildan" ilan ettiler, yani "Başkaldırı"

Şimdi bu iki olayı değerlendirirken bir an olsun kasetin başını silin aklınızdan yada bu ülkede değil de sanki Patagonya vatandaşıymışsınız gibi düşünün ve birgün gazetenizin orta sayfasında bir ortadoğu ülkesi olan Türkiye'den çekilmiş fotoğraflara bakıyorsunuz ;

İşgal edilmiş (yada kurtarılmış) Taksim , yasa dışı sol örgütlerin reklam panosuna dönüştürülmüş AKM, yakılan Belediye otobüsleri ve ülkenin farklı yerlerinden devlet malına ve "seçilmiş" bazı kurumları yakıp önünde poz veren v for vendetta maskeleri...

Ama Gezi parkı fetişistleri gözünden baktığımızda ise farklı bir dünya var detay yazmaya gerek kalmadan güzel karelerle süslenmiş bolca görsel ve video var, örneğin;

Patagonya vatandaşının gazetesinin orta sayfasından birde Kobani bahanesiyle sokağa çıkanların nasıl göründüğüne bakalım Yakılan belediye otobüsleri, öldürülen insanlar, yine ülkenin farklı yerlerinde devlet ve "seçilmiş" bazı kurumların yakılmış binaları önünde fotoğraf çektiren poşulu insan(!)lar.

Onlarında Gezici tayfası kadar olmasada bolca görsel ve videosu mevcut, Eğer sağda solda olaylara yakalanmış ve bunlar halay çekerken arkada çalan şeyin ne olduğunu merak ediyorsanız o ; Serhildan Marşı, zaten bu süreçte de bolca kullanıldı (Eski HEP,DTP,HADEP şimdi HDP özünde hepsi aynı olan partinin sempatizanı bir arkadaş buna bizim Milli marşımız olacak demiş, bende Ulan hangi Millet Milli Marşı çalarken Halay çeker salak olma demiştim o da peki bizim 10. yıl marşımız olsun, Sonuçta Türklerle kardeşiz onlarda 70 sene 10. Yıl marşı ile dans ettiler demişti...komik adamdı cidden.)






Farkları yok mu ? var tabii ki

Gezi süreci sonunda ölenler şuan reklam panolarından, sosyal ortamlara ajitasyon malzemesi olarak kullanılmakta, (olan onlara oldu ve yazık oldu. Suriyeli mültecilere Allah kitap söven, Mısır'da polis kurşunu ile öldürülen 15 yaşındaki kızın görüntüleri altına -bok çuvalı gibi düştü haha- yazıp sonra damdan bok çuvalı gibi düşüp ölen şahıs dışında hepsine üzüldüğümü belirteyim 15 yaşındaki çocuk ister ekmek almaya çıkmış ister terör örgütü üyesi olsun anasını meydanlarda yuhalatmak yada -bok çuvalı gibi düştü haha-  demek için farklı bir kafa yapısında olmak gerek) ama Kutsal Serhildan ! için sokağa inenler tarafından kafası taşla ezilerek öldürüldükten sonra yakılan 19 yaşında ki genç ne reklam panolarını ne sosyal medyayı süslüyor çünkü o hem Kürt hem Türkiye Hizbullah'ına yakın olduğu -söylenen- -bilinen- dinci ! HÜDA-PAR üyesi yada sempatizanıydı...

Metnin Özü :

Gezi parkı sürecinde 1 ay yaşadığınızı söylediğiniz Polis şiddeti 30 senedir Diyarbakır'ın sıradanı. Oradaki insanlar sizin 1 ay demosunu yaşayıp psikologlara düştüğünüz durumu 30 sene çekti çekiyor ve bu duruma hiçbirinizin gıkı çıkmadı aksine bu heriflere "Pis Teröristler" dediniz Polis her jopu salladığında koltuğunuzdan zevkle zıpladınız ama aynı şey size yapılınca aynı Polisleri  "Vatanseverlere Şiddet" uygulayan Hain Maşalar ilan ettiniz...bunun tanımı en hafif ifadeyle ağır Yavşaklıktır.

Yakılan belediye otobüsleri üzerinden verilen pozlar, sokakta polisle çatışan insanlar, seçilmiş kurumlara yapılan saldırılar ve öldürülen insanlar... Onlarda sizde aynısını yaptınız.
Ne farkınız var ? 

Benim -Şiddetim- haklıdır ahlaksızlığını bırakın artık, Dün Gezi parkı olaylarında kıçında Fred Perry Pantolon elinde Iphone ile vatan kurtarıp Taksim'de çekilmiş Selfie'lerle süslenmiş "Direniş" albümü yapıp "Like" bekleyen tipler bugün yine pkk ve kck uzantılarının polisle çatışmasını vatan hainliği, olay anında Polis'in -götünüz yiyorsa Kobani'ye gidin orada savaşın kanı bozuklar" şeklinde verdiği haklı tepkisinin videounun altına -işte ülkenin vatansever kahraman Polisi- yazıp re-tweet ediyor, 

Eğer şiddet içeren gösteriler, polisle çatışıp, askere taş atmak, binaları ateşe vermek,
Teröristlikse dün Geziciler de bugün kck ve pkk lılar da Teröristtir.


Onlar bayrak indirdi, Nöbet kulübesine çıktı siz çarşı pazar çocukları ile birlikte Başbakanlık ofisini basmaya çalıştınız... Onlar Hain siz Vatansever !

Oysa işin aslı Pentagonya'dan da İstanbul'dan da aynı, Zorunuza gitmesin !
Yok birbirinizden farkınız.


Not : Şu Serhildan Marşı'nı youtube'da ararken başka bir versiyonu çıktı karşıma :

http://www.youtube.com/watch?v=F9zriJKHJks

bunu dinledikten sonra lan arkadaş ne hallere geldik dedim ve az çok bildiğim kürtçe'yi hiç bilmeseydim de şu çocuklar kendi ana dillerinde çiçek böcekten bahseden yaşlarına uygun birşeyler söylüyorlar herhalde diye yüzümde sağlıklı bir gülümseme ile izleseydim ama işin aslı o el kadar çocuklar şunu söylüyor.


başkaldırı var dağlarda, direniş var zındanlarda
hoş geliyor yiğitlerin sesi , hele yürekli kızların sesi
başkaldırı! direnmek! ,başkaldırı yaşamaktır hey hey
direnmek yaşamaktır

durmak değil işimiz , ilerlemektir hedefimiz
kürdistan bekliyor bizi , gözleri yolumuzda

başkaldırı! direnmek! ,başkaldırı yaşamaktır hey hey
direnmek yaşamaktır

işçi iş yerinden haykırıyor , öğrenci okuldan haykırıyor
gerilla alanlardan haykırıyor , şehit de mezardan haykırıyor
başkaldırı! direnmek! , başkaldırı yaşamaktır hey hey
direnmek yaşamaktır.. 

Sen bir millete 80 sene "Kürt diye bişey yok der kendi dilini yasaklarsan" o milletin nefreti birikir birikir önce gençlerine sonra çocuklarına kadar iner sende saçma sapan insanlarla çözüm süreci hayali kurarsın... Yazık.





Bu ne lan !

Philip Seymour Hoffman değeri bilinmemiş bir şahsiyet, Robin Williams ise az bilinmiş (bence) aksiyon filmlerinden tanıdığımız Tony Scott bir diğeri, bu tarafa döndüğümüzde Metin Kaçan geçmişe döndüğümüzde Kurt Cobain, Yazar çizer tayfasından Ernest Hemingway (bu ailede ırsi olabilir yıllar sonra torunu da aynı sonu paylaşmıştı), Jack London ve belki de duyduğumda en çok "hadi lan" dediğim Heath Ledger... Hepsinin ortak noktası İntihar etmiş olmaları.

Bedenlerinin Off tuşuna basıp bu alemden göçme tercihini kullanıyorlar çok tasvip etmediğim bir durum olmasına rağmen  bu dünyada o kadar gereksiz insan yaşama zevki bulurken her biri ayrı bir yetenekte ve değerde olan insanlar nasıl bu duruma düşüyor yada düşürülüyor diye sormadan edemiyor insan (ben) yukarıda verdiğim örneklerden bağımsız şekilde çoğalması gereken insan modeli aksine azalıyorlar, paçozluk yükseliyor (...) marifet sayılıyor.

Kimsenin ölmesini istemek gibi şansımızın olmadığı bir Din'e sahip olduğumuzdan ötürü keşke doğmasaydı yada olmasaydı anası babası bunu yapacağına bir çeşme ya da ne bileyim bir hayrat yapsaymış dediğimiz doğum kontrolü dediğimiz şeyin bu insanların ebeveynleri tarafından uygulanmamış olmasına üzüldüğüm durumlar oluyor...

Öncelikle şu gerip şekle sokulmuş kara çocuğa değil onu bu hale sokup buna moda diyen "şey" neyse ve bunu estetik bulan her kimse cidden olmasalarmış birşey kaybetmezmişiz. askerde giydiğimiz casper'ın (beyaz içlik) renkli hallerini ayak bileklerinden daraltarak kadınlı erkekli giyerek dondurma küllahı gibi ortalıkta geziyor millet... İnsan gerçekten hayret ediyor.

Bu ne Lan !

17 Ekim 2014 Cuma

Siyaset !


Ekleme çıkarma yorum vs yapmayacağım sadece kendi sözlerinden...

"KPSS ve Öğretmen atamaları


 1-) 2002 Mayıs İzmit merkez mitingi: "Şu sisteme bakın hele ülkede 72 bin öğretmen açığı var sen sınavla öğretmen seçiyorsun (KPSS) hangi akla hizmet ediyorsunuz? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin göreve başlasın önüne niye engel koyuyorsun... İnşallah biz hükümetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz...." 

2- ) 2002 Haziran Gaziantep: "Yahu bir sürü bölüm öğretmeniniz boşta geziyor resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden dersine giriyor niye öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor (koalisyona, Ecevit'e yükleniyor) O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri yazık değil mi öğretmen almıyorum de bu evlatlarım okumasın boşuna ama biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak. 

3- ) 2002 Samsun: "Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına, siz merak etmeyin biz geldiğimizde üniversiteyi bitirdiğinizde ne yapacağım, sınavı ya kazanamazsam korkun olmayacak çünkü sınav olmayacak..." 

4- ) 2002 yer İstanbul: "Birçok gencimiz özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı Ülkede eğitim çökmüş köy okulları kapanmış merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın o kadar sene beklet sonra al, o adamda artık heves kalır mı öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek hiç merak etmeyin..." 

Recep Tayyip Erdoğan

One Flew Over the Cuckoo's Nest


Sarhoş olak düşek yola

"
çok fazla gürültü yok ses billur ve bizim topraklardan daha ne olsun.

özet : birilerini sevmek dünyanın en büyük zaafıdır
yerim öyle aforizma mı olur demeyin kanımda bulunan alkol oranı ile alakası yok bu durumun sevmek zaaftır en fazla hoşlanacaksın baktın bir şekilde yanına geldiğinde terleme ve adrenalin artıyorsa hemen uzaklaşacan gidip kendini bir çadır içinde dağa taşa verecen.  o tıp ve ilaç dünyası kıl çıkartmak yada dökmek için sarf ettiği çabanın onda birini şu işe ayırsa azından geçici "sevgi kesiciler" bulsa dünya daha ciddi daha sistematik daha düzenli bir yer olurdu.
böyle işler.
çok düşündürüyor insanı işini yapmasını engelliyor gerisini berisini dert etmene neden oluyor.
ben yapıyorum siz yapmayın.

"evlerinin önü lala

saki doldur ve piyala
 sarhoş olak düşek yola" 
Salih D.
"

12 Ekim 2014 Pazar

Bedel Ödemek Derken


"""
diş macununu ortadan sıkıp eti puf''a benziyor diye adını telafuz edemediğim şeyin önce üzerindeki şokellasını yeyip püskevitini çaya banarak yiyorum ve bir lafı bir kere söyleyip lafa direk girmekten hoşlanıyorum.

Hayatında hiçbir bedel ödememiş insanların 28 Şubat'da çok acı çektik, Terör sürecinde çok şeyler yaşadık, 12 Eylül'de şunları yaşadık demesine kalçamın sağ lopu ile güldüğümü belirtmek isterim.

geçmiş yılları sonra tartışırız ama 28 Şubat'ı ağzından düşürmeyen Şiir okudum diye hapse atıldım diyen arkadaşın tırmanabileceği bir makamı kalmadı ama mağduriyetide bitmedi, gülmek için sol lopum ona rezerve.

hayatımın 298gününü içeride geçirmiş (gayrı resmi kısmını hatırlamıyorum) ve cezamın bitmesiyle dışarı çıktığımın 3. gününde  ülkeden -defolmuş- biri olaraktan o arkadaşın içeri girdiği 4 ay ne yaptığını ne şartlarda cezasını çektiğini çok merak ediyordum sağolsun garagush yardımcı oldu kendi kanalarından birinde belgeseli yapılmış açtım seyrettim ağamız içeriye haksız şekilde giriyor falan filan sonrasına bakıyoruz ağamız içeride parti kurmaya karar veriyor arkadaşları ile çalışıyor blablablaa yahu bizde içeriyi gördük aynı yıllarda yirmili yaşlarımda ülkenin ücra bir köşesindeki kapalı cezaevindeydim ve ben ilk şişlenmemin keyfini çıkarıyor revirde hastaneye gönderelimmi göndermeyelimmi muhabbetini dinlerken ve gazlı bezi kendim tutuyorken ağamız ofis kıvamında parti kurma çalışmaları yapıyormuş o kadar dokunaklı anlattı ki kendi yaşadıklarımdan utandım ulan herif ne çile çekmiş dedim üzüldüm ne çile çekmiş adamcayız.

yanlış hatırlamıyorsam aynı yıl ikimizde içeriden çıktık ben kışın çıktım ogün bugündür o  ben içeri girdim, bana şunları yaptılar, şöyle çile çektim böyle çile çektim diye konuştu durdu sonra o ülkeyi eline geçirdi tırmandı da tırmandı blablaablaa

bende kötü sayılmazdım en azından yaşıyordum  60 kilo ve bir böbrek eksik olarak ülkemizde o dönemlerde işkence diye birşey yoktu tabiiki ! içeride öyle şeyler yaşamadık ranzadan düştük, kafamızı joplara vurduk durup duruken çırılçıplak taşlarda yattık manyaktık anasını satim devletin o kadar hoşgörüsünü bir türlü anlayamıyorduk çıktığımda kapıda babam vardı birde emekli asker abim bakışları hala gözümün önündedir.
sonra babam daha elini öpmeme izin vermeden "oğlum git buralardan" dedi bende peki dedim.
babam uzun seneler bu adama oy verdi ve sanıyorum benim gibi bir evladı olacağına bir kalıp sabunu tercih ederdi haksız sayılmaz geçen bayramlarda aradığımda babam sanki değişmişti "herkesi affettiler seni niye affetmiyorlar" dediğinde şaşırmadım değil işte o şaşkınlıkla "o kimki beni affedecek" demeseydim iyiydi, öldüğü güne kadar benle konuşmadı.. tek ödediğim bedel bu ağamızın çektiklerinin yanında hiç tabi.

buda böyle bir anımdır işte.
hayırlı olsun biz yazalım garagush un başı belaya girsin inşallah diyerekten.
Salih D.

"""

Ey Sevgili... Onlar Sanıyorlar ki

Ortalama bir akşam, kapılar açık hava esiyor, koltuk ve hava şartları miskinlik için ideal güzel çay da var ve ben Candy Crush bilmem kaçıncı bölümde "ulan vicdansızlar nasıl geçeceğiz bu bölümü" diye mırıldanırken gözüm TV'ye takıldı ve ilk sahnesini görür görmez "AKP reklamı" olduğunu idrak ettiğim kanalı  değiştirmek için kumandaya uzanacakken, beyimiz dizeleri girdi,

Ey Sevgili,
Uzatma dünya sürgünümü benim...


Benim gibi zihnini uzun süre Sağa yatırmış insanların çok iyi bildiği Sezai Karakoç'un Anadolu'da görev yaptığı sıralarda İstanbul hasreti ile yazdığı Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiirinin son bölümüydü bu, sinirlensem mi üzülsem mi bilemeden çok da tahammül edemediğim bu insanın sesini bastırmak için belki ama yinede bağırıp çağırmadan okudum...

...
Ey sevgili 
Uzatma dünya sürgünüm benim 

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır 
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır 
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır 
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır 
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır 
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır 
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır 
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır 
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır 
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır 
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır 
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır 
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır 
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır 
Sevgili 
En sevgili 
Ey sevgili
...


alışmıştık aslında herşeyi kullanmalarına ve sömürmelerine ama Sezai Karakoç olmasaydı keşke diye düşünüp reklamın sonuna kadar izledim ve o sırada aklıma duruma çok uygun bir başka Sezai Karakoç şiiri geldi, sankikarşımdaymışdakendisineokuyormuşumgibi devam edip konuyu kapattım.

---
Onlar sanıyorlar ki…
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.
Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar,
Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.
---


Not : Sezai Karakoç siyasetin sığlığına bulaştırılamayacak kadar değerli bir şahsiyet olarak zihnimizdeki yerini korumaktadır.

Öküz !

Malum, önümüz kış, Kadıköy'de ki Öküz heykeli için düşünülebilir.

Ya Benimsin Ya Kara Toprağın




Birinci dünya savaşı sonrası bölgenin abisi Osmanlı’yı balkanlarda uyguladıkları ve işlevsel olduğu ispatlanmış milliyetçilik kartıyla devre dışı bırakan, hedefi zengin Petrol yataklarını kontrol etmek olan başta İngiltere ve yancı ülkeler, sınırlarını ve hatta milletlerini tanımladıkları bir çok ülkecik kurarak Ortadoğu haritasını tahmini ömrü 100 yıl olacak bir yapıda şekillendirdi… Lise tarih kitaplarından kazanmış olduğumuz bilgilerle yaptığımız bu yorum ülkenin farklı yerlerinde farklı şekil, siyasal jargon ve kalıpla en yaygın ve kabul görmüş Ortadoğu analizidir. Müslüman ülke liderlerinin kendi saltanatları için ellerinde bulunan petrol kartını nasılda hoyratça savurduğu da ülkemiz eğitim tedrisatından geçmiş her bireyin zihnine kazılmış durumdadır.

Bu süreci ne zaman gözümün önüne getirsem İngilizleri günümüzün sahilleri doldurup site yapan müteahhİT'lerine benzetirim, tek farkla; bizimkiler hayvani bir açlıkla bozuk malzemeyle dünyalık yapma derdindeyken onlar bu sürecin ne zaman sonlanacağını çok iyi biliyordu. Süreç yine tanıdık, Deniz ondan aldıklarını geri alıyor.

Ulusalcı ve Kemalist yapının Ortadoğu’ya ilgisi -Misak-ı Milli’den gayrısı yalan- çapsızlığı ekseninde ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh adı altına gizlemeye çalıştıkları -bize ne elin bedevisinden- şeklinde olduğundan bir değerlendirme yazısı dahi hak etmemekte, bu nedenle bizim önceliğimiz mevcut siyasal yapı ve Siyasal İslam geleneğinin zihin yapısını irdelemek, malumunuz kendilerinin bir Dünya Lideri ve OrtaDoğu'nun bi "şeysi" olma gibi hedefleri mevcut. 

İlk paragrafta özetlediğim kafa yapısıyla yetişen genel olarak ülke siyasetine eli bulaşmış ve bu gidişle bulaşacak herkes bu temel düşünce etrafında Ortadoğu’yu içine düştüğü kötü durumdan kurtarılmayı bekleyen bir pavyon düşkünü gibi görüp, kendisine de (yine kendisinin biçtiği) esas oğlan rolü vererek -onu çekip kurtaracak - evinin hanımı, çocuklarının anası yapacak- bir zihin bozukluğu çerçevesinde değerlendirmeye devam etmekte.

Batılı güçlerin OrtaDoğu'ya tecavüz etmesi ne kadar ahlaksızcaysa bizim Neo-Osmanlı hayalleri kuran yapının OrtaDoğu ve onun halkarına "Kocalık" yapma isteği o kadar emperyalist kokuyor.

Batılı ülkeleri Ortadoğu halklarının haklarına ve kaynaklarına kukla yönetimleri destekleyerek tecavüz etmekle suçlayan Mevcut Türkiye Siyaseti, Ortadoğu devletlerini, biraz mezhepçi biraz Osmanlıcı birazda Türkçülük arasında kalmış ne İttihatçı ne Ümmetçi henüz çerçevesi belli olmayan, günden güne değişkenlik gösteren ama adına Neo Osmanlıcılık adı verilen garip bir anlayış çerçevesinde tamamen “kurtarmak” değil, nihayetinde “Osmanlı Milletler Topluluğu” hayali ile kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek şekilde “Planlamak” istemekte.


Plan derken bunun uzun uzadıyla düşünülmüş farklı görüşe sahip insanlarla değerlendirilmiş hatta beyin fırtınası yapabilecek yeterlilikte personel ile simüle edilmiş daha sonra uygulamaya konulmuş bir proje olduğunu düşünüyorsanız mevcut ülke yönetimini ziyadesinden fazla ciddiye aldığınızı söylemeliyim, zira ülke dış poltikası, Lüks Toyota’lar üzerinde yaklaşan Fırtınayı görüp Personelini tahliye eden Orta düzey şirket yöneticilerinin gördüğü gerçekleri göremeyerek, karşılığında "verdiysek verdik kimene" tadında X militan ile değiş tokuş yaptığımız rehineleri(mizi) zafer kazanmış komutan edasıyla karşılama derinliğindeyiz... ayak bileklerimiz ıslanırken boy vermeye çalışıyoruz komik oluyor.

Buralara gelmeden çok önceleri göz ardı edilenleri saydıkça aklından şüphe ediyor insan, Mübarek'in görünürde devrilmesine giden Malum süreçte Müslüman kardeşlerin ardından ikinci parti olarak çıkan En-Nur Partisi’nin seçim başarısını görene kadar Siyasal Selefilik başta olmak üzere Tahrir’in diğer gruplarının “ihmal edilebilir” (ki benzer sebepten İŞİD’i “kontrol edilebilir”) olarak görülmesi ve Mısır ile  tek iletişim kanalının Müslüman Kardeşlerin Şahin kanadı olması Stratejik Rezilliğin belirginleştiği dönüm noktaları oldu (en azından şahsım adına) Oysa Müslüman Kardeşleri buralara getiren anlayış Güvercin Kanadı olarak tanımlayabileceğimiz Ilımlı tarafıdır ve onlar Dünya Liderimizin ! özellikle İsrail ile olan mücadelede Ortadoğu halkları üzerinden “çalmak” istediği rolü daha önce görmüş ve kendisine temkinli yaklaşmaya başlamıştı. Diğer tarafınsa uyarıları görmezden gelip başta Türkiye ve rüzgarın ters estiğini görüp anında konum değiştiren Üsküdar büyüklüğündeki Katar ve birkaç körfez ülkesi gazıyla, 85yıllık çınarı ne hale getirdiği ortada, Mursi bu süreçte Siyasal İslam'ın kurbanı olarak tarihteki yerini alırken meydanlarda Rabia işareti yapanlar onun üzerinden kahramanlık nidaları savurmaya devam edecek.

Suriye tarafına geldiğimizde 6 ayda düşecek olan Baas zulmü (hatta davudoğlu’nun kelimeleriyle ve  hınzır gülümseyişiyle “daha kısa sürede efendim” ) 4. yılını doldurmakta, orda da benzer görüşler aynı şark kurnazlıkları ve dünyayı okuyamayan, Ortadoğu’da olmayan gücünü abartan Türkiye siyaseti gerçeği.

Daha 100 sene önce dedelerimizin memur olarak gittiği coğrafyaya 80 sene boyunca sırtını dönüp tek adamın her dediğine kafa sallayanların yerini bir başka tek adamın her dediğine kafa sallayanlar aldı ve iki dönemin bölgeye ve ülkeye verdiği zararı karşılaştırmak önümüzdeki yılların işi olmakla birlikte; fotoğraf makineli Japon turist tadında OrtaDoğu'ya devlet parasıyla Kültür Turları yaparak "Uzman" kesilen Copy-Paste ve Translater zihinlerin verecekleri zararı bugünden görmek için "Uzman" olmaya gerek yok.

Kafa sallayan "Uzman" ve Mide'den bağlı personeller tarafından görülmek ve gösterilmek istemese de gerçek şu ki Davudoğlu’nun Stratejik Derinlik boyutundan Stratejik Rezillik boyutuna evrilen kendi dış politika anlayışını savunmak için ortalama siyasetçilerin sarıldığı ve kendi personelleri dışında hiç kimseye bir şey ifade etmeyen arabesk tonlamalarla bezeli “Değerli Yalnızlık”  sonucu bölge halkı elinde evrensel bir fotoğraf makinesiyle deklanşöre bastığında ortaya çıkan kare ;

Batılı Ülkelerin ve Türkiye’nin ortak noktasının Ortadoğunun bedeninden faydalanmak istiyor olmasıdır.

Ortamlarda ve Meydanlarda elinde mikrofon “Bizi çok seviyorlar, Dua ediyorlar, Tek umutları biziz” dersin, Muhtemelen ve maalesef asılacak olan Mursi’nin pişmanlığını, Özgür Suriye ordusunun çökmeye başlayışını hayatını kaybeden 300bin üzerindeki insanı ve sorumluluğunu ise göstermezsin… kim bilecek ?

İslam ülkelerindeki yöneticilerin Tüm başarısızlıklarının evrensel bahanesi  “Herşey İsrail ve Amerika yüzünden…”  efsanesine bizim Dünya Liderimiz (!) Pensilvanya'yı da ekleyip kendisini sütten çıkan AK kaşık yapıp tepemize çıkmış bulunuyor... Gayet de güzel yiyoruz o nedenle "yersen" diyemiyor insan.

Aslında tek sorun İslam’ın kıyısından tutmuş her milleti sarmış olan “Zihin Tembelliği” “Özeleştiri yapma kabiliyetinde yoksunluk” ve “Bir Süper Kahraman gelsin bizi kurtarsın” kafa yapısı…

Sonrası mı…
Sonra.